Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği blog

Bir pazar günü yayımlanan bu yazı, aslında cumayı cumartesiye bağlayan gecenin sessizliğinde şekillenmeye başladı. O an, zihnimdeki kelimeleri bir solukta toparlayabilmek pek kolay olmadı—ne de olsa klavyem uzun süredir suskundu. Saat beş buçuk. Yeni yılın dördüncü günü ve güneş henüz ortalıkta görünmedi. Düşünceliyim ve şaşırıyorum: Ne dünya içinde bulunduğumuz yıldan haberdar ne de güneş yeni bir günün şafağında olduğunun farkında. Zaman bir nehir gibi, eyvallah da mekân bir sabah denizi mi? Söylemiştim, düşünceliyim diye. Soruyorum kendime: “Ateşin var mı?” Cevaplıyorum: “Peki, senin sigaran var mı? Hilmi Yavuz, bu kendimle olan konuşmama şahit olsa, içimdeki ateşi görse, sigarasından derin bir fırt çeker miydi? Şair adam nihayetinde, anlardı beni. “Sorunlu musun, çocuğum?” diyecek hali yok ya.

Pek de yeni olmayan bu yeni yıla ve yine pek de yeni olmayan bu yeni bloga bir istifa mektubuyla başlamak istedim:

Akıl ve Fikir İşleri Genel Müdürlüğü’ne

32 yıldan bu yana çeşitli badirelere rağmen korumaya çalıştığım akıl sağlığımdan, her türlü rasyonel yaklaşımdan, muhakemenin bin türlüsünden ve düşünmek belasından istifa ediyorum. Herhangi bir kıdem tazminatı talep etmemekle birlikte ilgili organlarımın bağışlanması konusunda gereğinin yapılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Bu benim son akıllı işim oldu. Artık hakikatle aramdaki tek bariyeri de kaldırdığıma göre, cezai ehliyetimin de tartışmalı hale gelmesinden hareketle istediğim şeyi yazabileceğimi sanıyorum.